Gez Keyfim Gez © 2018

"TARİH PALU’DUR, PALU TARİHTİR"


Ülkemizi gezdikçe ne kadar "az bilgiye" sahip olduğumuzu her seferinde tekrarlıyoruz. Bu yıl kadim ilçelerimizden biri olan Palu’da 7000 yıl öncesine gittik ve izlenimlerimizi sizlerle paylaşmak istedik. Ama önce kamera arkası görüntülerimizi derlediğimiz videomuzu izleyelim :)
 
 
Palu Belediyesi ve Kaymakamlığı’nın daveti üzerine GezKeyfimGez’ciler olarak PhotoSensia ile birlikte Elazığ iline bağlı bir ilçe olan Palu’da iki günümüzü geçirdik. Asla unutamayacağımız, beş duyumuza hitap eden bir deneyimdi Palu. Palu Belediye Başkanı Sn. Mehmet Sait Dağoğlu ile Palu Kaymakamı Sn. Mehmet Öztürk’ün ilçe tanıtımına verdikleri maddi ve manevi değer takdire şayan. Özellikle Sn. Enver Hancı ve Sn. Faruk Saylan’a organizasyonun her detayı ile ilgilendikleri için çok teşekkür ediyoruz. Birer fotoğraf sever olarak bizler için hem fotoğraf rotası çizdiler, hem de gece gündüz eşlik ettiler. İlçe sakinlerinin ilçelerine olan gönül bağı hissedilir derecede güçlü. İlçelerini kalkındırmak için müthiş bir özveri içerisindeler. Bizlere düşen ise güzel ülkemiz adına yapılan bu tanıtım çabaları için, “aralanan ve buyur edilen” kapıdan içeri girmektir.
 
 
Sabahın erken saatlerinde Palu’ya yaklaşık 50 dakikalık (76 km) mesafede olan Elazığ Havalimanı’na vardık. Doğu Anadolu bölgesi illerinden olan Elazığ, Yukarı Fırat havzası bölümünde yer alıyor. Tarihi kökeni “Harput” a dayansa da, bölgenin yerleşime elverişli olmaması nedeniyle 19. yüzyılda şimdiki konumuna kurulmuş oldukça yeni bir şehir aslında. Şehir aynı zamanda “Harput Kalesi” ile anılıyor. Anadolu’nun tarih öncesine kadar uzanan en eski yerleşim yerlerinden biri olması şaşırtmıyor elbette. Fırat Nehri’nin “bereketi” olsa gerek. Bugünkü şehir merkezinden 5 km uzaklıktaki Harput bölgesindeki yerleşim, M.Ö. 20.yüzyılda aynı zamanda kaleyi inşa ettiği söylenen ve Asya kökenli oldukları belirtilen Hurrilerle başlamış. Bu topraklar daha sonra Hititler, Urartular, Romalılar, Bizanslılar, Azeriler, Araplar, Çubukoğulları, Artukoğulları, Selçuklular, Dulkadiroğulları, Akkoyunlular ve Osmanlılar gibi birçok yönetime ev sahipliği yapmış. Asya-Anadolu-Trakya-Mısır bağlantılı ticaret yollarının merkezinde bulunan Harput’un Türk hakimiyeti bilindiği üzere Malazgirt Savaşı ile hayat bulmuş. Farklı inançlara sahip topluluklardan oluşan halk Müslüman, Ermeni ve Süryani kökenliymiş bir zamanlar. Ancak 1915 yılından sonra çoğu Halep’e, yani Suriye’ye göç etmiş. Günümüzde “üniversite şehri” olarak bilinen Elazığ, her alanda istikrarlı bir büyüme içerisinde.
 
 
 
Elazığ’a kısa bir giriş yaptıktan sonra şimdi size asıl bahsetmek istediğimiz ilçelerinden birine, Palu’ya dönelim yüzümüzü. İlçenin toplam nüfusu 30.000’den az. Palu’da da Sümer, Hurri, Hitit, Asurlu, Urartu, Pers, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Osmanlı  izlerine rastlanıyor. Özellikle de Urartu Kralı’nın kitabesi hala “taş” gibi ayakta.
 
İlçenin %70’i dağlık alanlardan oluşuyor. Doğu Torosların bir uzantısı olan Akdağlar, ilçe topraklarının içinden geçen Murat Nehri ile birlikte hayranlık uyandırıcı manzaralar sunuyor. Çok eskilere dayanan yerleşimler Palu’nun kültürel değerini arttırmış. Palu Kalesi, Çarşıbaşı Hamamı, Palu Köprüsü, Surp Lusavoriç Kilisesi, Urartu Kralı Menaus’a ait taş kitabe, Cemşit Bey Türbesi ve Külliyesi, Dükkanönü Cami, Küçük Cami, Ulu Cami, Alacalı Mescid ilçenin görülmeye ve hikayelerini dinlemeye değer kültür miraslarından bazıları. Tarihi “İpek Yolu” güzergahında bulunan ilçe, karayollarının kuzeye taşınması ile ne yazık ki hem göçler vermiş, hem de ticari önemini kaybetmiş. Günümüzde kültür ve fotoğraf turizmine hizmet edebilecek aday beldelerden biri. Harput Kalesi’ni görüp Palu’yu ziyaret etmemek, dinlenilen hikayeleri eksik bırakıyor kanımızca. Bizler fotoğrafçı gözüyle baktığımızda, Harput Kalesi manzarasından çok Murat Nehri’nin süslediği Palu Kalesi manzarasına hayran kaldık. Fotoğrafçılar çevresi “temiz” olan kadrajları sever. Palu böyle bir yer. Betonarme yapılar girmiyor kadrajlarınıza.
 
“Göğe baş uzatmış bir kale”; Palu Kalesi.
 
 
 
Böyle demiş Evliya Çelebi Palu Kalesi için. Onu birçok kaleden ayrıştıran karakteristik özelliği, sarp ve doğal olması. Konumu sebebiyle ele geçirilmesi zor bir kale olduğundan, bir zamanlar Anadolu’ya hakim olan hükümdar Timur’un bile burayı gözden çıkardığını ifade etmiş Çelebi. Hayal etmesi zor, gidip tırmanmanız gerekiyor. Hazır ilçe belediyesi ve kaymakamlığı merdivenler inşa etmişken, manzaranın tadını çıkara çıkara tırmanın zirveye. Günümüze kadar ulaşan kalıntıların çoğu M.Ö. 8-9. yüzyılda Doğu Anadolu’yu yöneten Urartululara ait. 3000 yıllık çivi yazılı Urartu Kralı Menuas kitabesi, kaya mezarları, kaya tünelleri, tapınaklar, su sarnıçları, kaya merdivenleri, ambarlar, saray kalıntıları dönemin benzeri olmayan yaşam şeklini seriyor önümüze bu “yüksek” kalede. Define avcılarının “çamurlu ayak izlerini” görünce ne yazık ki biraz üzülerek indik kaleden.
 
 
“Istanbul’u Bağdat’a bağlayan köprü”; Palu Köprüsü.
 
 
Tarihte bu şekilde anılıyormuş Palu Köprüsü. Murat Nehri üzerinde “nostaljik trenin” geçtiği demir köprü ile komşular. Köprünün Roma Dönemi’nde yapıldığı ve sonrasında farklı medeniyetler döneminde onarıldığı konusunda tarihçiler hemfikir. Köprü 2010 yılında aslına uygun olarak restore edilmiş. Tarihte güney-kuzey bağlantısını sağlayan tek geçiş yeri olması, önemli kılmış köprüyü. 7000 yıllık bir geçmişi olan Palu’nun o dönemlerde ticari anlamda ne kadar zengin bir bölgede olduğunu artık siz düşünün. Kalenin eteğinde bulunan yapılar, ilçe yöneticilerinin "TARİH PALU’DUR, PALU TARİHTİR” projesiyle restore edilip, turizme kazandırılıyor. Bu köprünün de restorasyonu tamamlanmış.
 
Cemşit Bey Türbesi ve Külliyesi.
 
Palu’nun tarihi mekanları farklı dönemlerin izleri ile dolu. Cemşit Bey Türbesi ve Külliyesi de 16. yüzyıl Osmanlı döneminden kalma. Adını Palu’nun Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı topraklarına katılmasında rol oynayan Cemşit Bey’den alıyor. Cemşit Bey’in tecrübesi nedeniyle aynı zamanda Kanuni Sultan Süleyman’a da danışmanlık yaptığı belirtiliyor kaynaklarda.
 
Surp Lusavoriç Kilisesi
 
 
1915 yılından önce Müslüman, Ermeni ve Süryani kökenli toplumların yerleşim merkezlerinden biri olarak bahsedilir Palu’dan. Bu tarihten sonra Osmanlı Tehcir Kanunu uyarınca göçler başlamış. Ermenilerden kalma en önemli sembollerden biri sekiz asırlık Surp Lusavoriç Kilisesi. Maalesef define avcıları birçok yapı ile birlikte bu tarihi sembolü de talan etmiş. Palu Belediyesi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü bu eserleri restore etmek ve turizme kazandırmak için bir süredir çaba sarf ediyor. Biz gittiğimizde kilisede henüz restorasyon başlamamıştı ama bu haliyle, özellikle gece yıldız pozlaması için çok iyi bir konumda bulunuyor. 
 
 
 
Palu Çarşıbaşı Hamamı
 
Klasik Osmanlı mimarisinin yansımalarından biri olan Çarşıbaşı Hamamı, 400 yıllık tarihi eserlerden. Uzun süre ilgisiz kalmış ve Palu Kaymakamlığı "TARİH PALU’DUR, PALU TARİHTİR” projesi ile bu hamamı da restore ettirmiş. Kubbesinden yansıyan ışık huzmeleri mistik ve epik kadrajlar elde etmenizi sağlıyor.
 
 
Palu’nun nostaljik treni…
 
Gezimiz sırasında Elazığ Fırat Üniversitesi’nden 1.300 öğrenci de ilçeye gelmişti. Hem de Palu’nun nostaljik treniyle. Uzun zamandır Harput Kalesi’nin ötesine geçmeyen turistik gezilerin Palu’ya kadar uzanmaya başlaması sevindirici.
 
Tarihi eserler bunlarla sınırlı değil. Hikayeleri ile imgeleme gücünüzü genişleten birçok eser ve detayla dolu bir “Açıkhava Müzesi”dir Palu. Bu yıl itibariyle konaklayabileceğiniz çok iyi bir otel de mevcut artık, “Palu Kale Otel”. İlk misafirleri biz olduk ve tam not verdik. Kahvaltınızı otelde aldıktan sonra gezinize başlayabilir, öğle yemeğinizi hemen köprünün yanında bulunan Konuk Evi’nde alabilir, akşam yemeğinizi ise Balkon Cafe’de yiyerek, gününüzü keyifli ve lezzetli yemeklerle sonlandırabilirsiniz.
 
 
 
Siz de Palu’ya bir ziyaret düşünürseniz, ki mutlaka planlarınıza dahil edin, Sn. Enver Hancı ve Sn. Faruk Saylan ile iletişime geçebilir, aşağıdaki sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz;
 
 
 
 
Fotoğraflar bu keşif gezimizde bize eşlik eden PhotoSensia üyelerimize aittir. "Görünenin ötesinden" herkese sevgiler :)