Gez Keyfim Gez © 2018

PhotoSensia ile “Karadeniz Foto Safari 2017”


"PhotoSensia" grubumuza üye olan dostlarımızla tabiri caizse Rize ve Artvin’de “zirve” yapan bir fotoğraf turu gerçekleştirdik bu yıl Ağustos ayı içerisinde. Bir hafta süren, yoğun tempolu bir gezi oldu. Hem fotoğraf çektik, hem de çooookkk eğlendik :) Birbirleriyle ilk kez tanışan arkadaşlarımız olmasına rağmen, ender rastlanılabilecek bir uyuma şahit olduk. Grubun enerjisi o kadar yüksekti ki, turdan döndükten sonra kurulan ortak whatsapp grubunda ve sosyal medya paylaşımlarında bile gece gündüz demeden iletişime devam ettik, hatta “devreler yandı” diyebiliriz :D Çoğu İstanbul’dan olmak üzere, Antalya, Almanya, Kayseri ve Ankara’dan da eşlik eden dostlarımız oldu. Her yıl düzenlediğimiz bu turumuzda eğlencenin dozunu arttıralım dedik ve yarışma, içinden notlar çıkan günlük enerji paketleri gibi küçük ama keyifli aktiviteler ekledik. Açıkçası bu kadar rağbet göreceğini hiç düşünmemiştik...
 
Bu haftaki yazımızın konusu “PhotoSensia ile Karadeniz Foto Safari 2017” efendim.
Buyrun önce "kısa ve uzun versiyon" videolarımıza göz atın, sonra da "gitmiş kadar olmak" için yazımıza :)
 
 
 
Birinci Gün – Pokut ve Sal Yaylaları
 
İlk gün arkadaşlarımıza kavuşmamız öğle saatini bulmuştu. Fırtına Deresi kenarında konakladığımız tesiste yemeğimizi yedik ve Pokut Yaylası’nda gün batımını fotoğraflamak üzere yola koyulduk. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı ve yaklaşık 2100 metre yükseklikte bir yayladır Pokut. Bir buçuk saat süren stabilize ve nispeten bozuk bir yoldan tırmanıyorsunuz. Bu zahmete değer, bunun altını kalın ve renkli kalemle çizelim :) Kaçkar Dağları’nın en iyi izlenebildiği yaylalardan biri olan Pokut, “rüzgarlı vadi” anlamına geliyormuş. Vardığımızda her zamanki gibi sis basmıştı ama ümidimizi kaybetmedik. Hemen Pokut’a komşu olan Sal Yaylası’na devam ettik ve bizi gören güneş, sisler ve bulutlar arasından görünerek, göz kırptı. Aslında Pokut’tan Sal’a çok keyifli ormanlık bir patika yoldan gidilebiliyor ama bizim o kadar vaktimiz yoktu. Bu iki yayla gün doğumu ve gün batımının en iyi izlenebildiği yerler olarak anılır. Aile pansiyonu şeklinde sunulan konaklama imkanlarının olması ise turistler ve fotoğrafçılar için büyük avantaj. Gün battıktan sonra Pokut’a dönüp davetli olduğumuz bir pansiyonda çayımızı içtik. Çam sakızı çoban armağanı hediyelerimizi arkadaşlarımıza teslim edip, dinlenmek üzere tesisimize geri döndük.
 
 
 
İkinci Gün – Artvin Şavşat / Karagöl ve Balık Gölü
 
Sabah 04:00 gibi Artvin Şavşat’a doğru yola çıktık. Şavşat’ın en şirin bungalowlarına yerleştik, kahvaltımızı aldık ve bu bölgedeki fotoğraf turumuza Şavşat Karagöl ile başladık. Şavşat ilçesinde küçük olsalar da çok sayıda buzul göl bulunuyor. İlçe, 2015 yılında Cittaslow kapsamına alınmış ve Türkiye'nin 10. sakin şehri unvanını kazanmış. Karagöl’ü turladıktan sonra Arsiyan Dağı’nın yansımasını almak üzere Balık Gölü’ne geçtik. Dağlar arasında kalan gölün rakımı 2000 metreden fazla. Sanki bize tahsis edilmişti, kimsecikler yoktu mesire alanında. Acıkmaya başlayınca kumanyalarımızı yiyip bungalowlarımıza döndük. Akşam yemeğinin ardından kuruyemişler eşliğinde biraz keyif yapalım, biraz muhabbet edelim derken, uzaklardan “horon çığlıklarını” duymaya başladık. İçimiz kıpırdadı, gidip baktık. Bir de ne görelim, Çinli turistler horon tepiyor, daha doğrusu “tepiyor gibi” yapıyor :) Daldık aralarına, dalış o dalış, yedi gün boyunca zıplamadığımız an, dalmadığımız grup kalmadı. O da yetmedi araç içinde de tepindik durduk. Unutmayacağımız çok güleryüzlü turistlerle tanıştık...
 
 
 
Üçüncü Gün - Artvin Arhavi / Mençuna Şelalesi ve Çifte Köprüler
 
Sabah kahvaltımızı aldık ve Şavşat’tan Arhavi’ye doğru yol aldık. Hedefimizde Mençuna Şelalesi vardı. Tırmanırken yağmur yağdı, ıslanmanın keyfini çıkardık. Şelaleye ulaştığımızda yağmur dinmişti ve gökyüzü fotoğraf çekmemize izin verdi. 100 metre yüksekliğe sahip şelale, Türkiye’nin en doğal alanlarından biri olan Kamilet Vadisi’nden akarak, 200 metre sonra Kamilet Deresi’ne dökülüyor. Vadi, 11 bin bitki türüne ev sahipliği yapıyormuş. Üstelik bu bitkilerin %40’ı tıbbi amaçla kullanılıyor. Her Karadeniz turumuzun geleneksel pozudur toplu fotoğraflardaki havalı duruşlar, “şekilim şekiller, önümden çekiller” :p Bu pozlardan birini burada, Mençuna’nın önünde verdik. Rize’ye dönüş yolunda Çifte Köprüler’i de fotoğrafladıktan sonra “mangalda köfte” daveti aldığımız Arap Düzü Doğa Parkı’na geçtik. Park, Rize’nin Güneysu ilçesinde Handüzü Yaylası yolu üzerinde, 1800 rakımda, Kıbledağı Köyü sınırlarında bulunuyor. Yağan yağmur, çakan şimşekler, gök gürültüleri, mangal kokusu, horon, kesilen elektrik, yanan çakmaklar ve cep telefonu fenerleri, tulum derken inanılmaz coşkular yaşandı o akşam. Bize bu coşkuyu yaşatan nazik daveti için kıymetli Ali Yılmaz’a çok teşekkür ediyoruz. Yediğimiz enfes burma baklavayı da analım da azıcık kıskanın :p
 
 
 
 
Dördüncü Gün – Badara Yaylası
 
Sırada en güzel, en huzurlu, en sessiz Hemşin yaylalarından biri olan 1850 rakımlı Badara Yaylası vardı. Adını Bahar Mahallesi’nden (Badara Köyü) alıyor. Köylüler burayı daha önce mezra olarak kullanmışlar. Uzun yıllar yolu, suyu ve elektriği olmayan bu yayla, 1990’lı yıllarda yola, 2000’li yıllarda elektriğe kavuşmuş ve yeniden canlanmış. İlk kez gittik ve çok sevdik. Gito ile Ambarlı Yaylaları’na da yakın üstelik, aynı gün gezilebiliyor. Badara’da aldığımız öğle yemeğinin tadı hala damağımızda. Kıymetli Fatma Keskin ablamız bize yöre yemeklerini hazırlarken acaba sevginin dozunu fazla kaçırmış olabilir mi :) Gökyüzünde inanılmaz bir şölen vardı, sisler, bulutlar, ışık huzmeleri… Öğleden sonra Badara’ya komşu olan Gito (Kito) ve Ambarlı’yı da ziyaret ettikten sonra tesisimize geri döndük. Akşam yemeği öncesinde arkadaşlarımıza bir sürpriz hazırladık ve onlara bir bilgi yarışması düzenledik. Bir ciddiye aldılar, bir ciddiye aldılar ki sormayın. Gündüz yanak yanağa poz verenler bir anda rakip oluverdi :D İki gruba ayırdık. Grup isimlerinizi belirleyin deyince biri “Çekirge” diğeri “Likapa” dedi. Oldukça çekişmeli geçen bir yarışmaydı :D Yarışmanın kazananı “Çekirge” grubu oldu. Hazırladığımız soruların cevapları sayısal tahminler üzerine kurgulandı. En yakın tahmini yapanlar puan elde ettiler. Örnek vermek gerekirse;
 
Peru’da halka açık kaç adet tuvalet vardır?
Yetişkin bir panda günün kaç saatini yemek yemeye harcar ?
Bir sivri sinek saniyede kaç kez kanat çarpar?
Buna benzer 40 sorunun cevaplarını tahmin ettiler :D Etkisi ve esprileri uzun süre devam edeceğe benziyor…
 
 
 
 
 
Beşinci Gün – Elevit, Trovit, Amlakit
 
Elevit, Trovit ve Amlakit her yıl uğradığımız ve fotoğrafladığımız yaylalardan. Günün en keyifli anı sevgili arkadaşımız Hanife’nin taaaa Kayseri’lerden getirdiği mantıları pişirip yemek oldu. Hem fotoğrafa hem de mantıya doyduğumuz bir gündü. Bulut ve sislerden yana yine şanslıydık ama Amlakit Yaylası’ndan aşağıya, Palovit’e inerken çok şanslı olduğumuzu söyleyemeyiz :D Yaşadığımız yağmur ve sağanak değil başka bir şeydi sanki. Ormanlık alan olduğu için de sağanak şeklinde yağan yağmur bir güzel taş, çamur ve selleri sürükledi durdu her yanımızdan. Biriken sulardan geçmekte zorlanan aracımızı zorlu hamlelerle kurtardık. Alışığız neyse ki, her sene oluyor. Buna en çok araç kaptanımız İsa Kıran seviniyor, aksiyonlu oluyormuş :D
 
 
 
 
Altıncı Gün – Avusor Yaylası ve Kalp Göl
 
Ve turumuzun sonuna doğru yaklaşıyoruz. Avusor Yaylası’ndayız. Rakım 2.300. Buradan yukarı, patika yoldan tırmandığınızda kalp şeklindeki muhteşem buzul gölle karşılaşıyorsunuz; Avusor Gölü. Son zamanlarda sadece dağcıların ve doğa yürüyüşü tutkunlarının değil, fotoğraf severlerin de ilgi alanına girmeye başladı. Turkuaz mavisi renge sahip olan buzul gölü 2 bin 700 metrelerde bulunuyor. Gölde yüzmek isteyenler için dipnot: Kalbiniz gölün “kalbine” değdiğinde nefesiniz “öyle böyle” kesilmiyor, “direkt” kesiliyor, çünkü çooook soğuk :D Orta zorlukta bir yürüyüş rotasıydı ama “acıktırmıştı”. Şanslıydık yine güzel fotoğraflar aldık göl ve dağ manzaralı. Yaylaya indiğimizde kendimizi böreklerin, turşuların ve ayranların arasında bulduk. Ama iyi yedik :p
 
 
 
Yedinci Gün – Bulut Şelalesi, Rafting ve Veda
 
Eveeet, geldik turumuzun sonuna. Sabah erken kalktık ve Tar Deresi üzerinde bulunan Bulut Şelalesi’ne doğru yol aldık. 3 kilometrelik bir patikadan yürüdük. Türkiye’nin en yüksek şelalelerinden biri olduğu söyleniyor. Şelale alanı kalabalıklaşmaya başlayınca oradan ayrıldık.
 
Karadeniz turunu yapanlar bilir, Fırtına Deresi’nde rafting yapmadan dönülmez. Çay bahçeleri içerisinden geçen, kemer köprülerle süslenmiş Fırtına Deresi raftinge elverişli parkurlara sahip. Hal bu olunca #photosensia rafting yapmadan, derenin coşkun enerjisini almadan dönmez tabiki, #gezkeyfimgez ile biraz daha adrenalin lütfen :D
 
 
 
 
Saatler 17:00’ye yaklaşıyordu... Bu rüyanın sonunda kimimiz otogarda, kimimiz havalimanında valiz taşırken buldu kendini. Derenin sesi uçak ve motor seslerinde, kuşların sesleri insanların seslerinde kayboldu bir anda. Veda vaktinin geldiğini kabullenmemiz gerekiyordu artık :)
 
 
Biz yine her yıl olduğu gibi çok keyif aldık. Turumuza katılan tüm yol arkadaşlarımıza yüksek enerjileri ve cana yakınlıkları için çok ama çok teşekkür ediyor, seneye yeniden buluşmayı diliyoruz. İnstagram ve Facebook sayfalarımızdan bizi takip etmeye devam edin. Karadeniz turlarımızda 16 kişiyi aşmamaktayız. Bu nedenle kontenjanlarımız kısa sürede doluyor. Kesin katılımcıysanız adınızı Samet Güler ve Serap Caymaz’a yazdırabilirsiniz.
 
Diğer turlarımız için de facebook grubumuza katılıp, etkinliklerimizden haberdar olabilirsiniz.