Gez Keyfim Gez © 2018

Mıhlı Çayı’ndaki Mitolojik Yansıma; “Ceneviz Köprüsü”


Helen: Burada olmamalısın.
Paris: Dün gece de böyle demiştin.
Helen: Dün gece bir hataydı.
Paris: Ya ondan önceki gece ?
Helen: Bu hafta çok hata yaptım.
 
Truva deyince ister istemez insanın aklına mitolojik hikayeler, efsaneler, tanrılar, aşklar, savaşlar ve filmlere ilham kaynağı olan antik kent yaşamları geliyor. Aşk yüzünden çıkan savaşlardan biridir örneğin Truva Savaşı ve 10 yıl sürdüğü söylenir. Bu savaşa o dönemin en güzel kadınlarından olan “Helen” ve Truva Prensi “Paris”in arasında yaşanan aşkın sebep olduğu yazılıdır kaynaklarda. Tanrıların fanilerle yani insanlarla olan yasak ilişkileri çoktur mitolojide. Helen de Zeus’un fani bir kadın olan Sparta kraliçesi Leda ile olan ilişkisinden doğan kızı. Bu kız büyüdüğünde ardında birçok kırık kalpli erkek bıraksa da, büyükleri onun daha sonra Sparta Kralı ünvanını alacak olan Menelaous ile evlenmesini uygun görür. Aşksız mitoloji mi olurmuş, illaki bir aşkı olmalı hikayenin :) Nitekim Sparta prensesi Helen de on yıllık evliliğini geride bırakarak, kendinden 9 yaş küçük olan Truva prensi “Paris” ile Truva’ya kaçar. Sonucu tahmin etmek elbette zor değil, Sparta kralı Menelaous en kalabalık Yunan ordusuyla Truva’ya savaş açar. Tabi gerçek sebep bu muydu bilinmez, belki de birçok topluluğun göz diktiği Truva’yı ele geçirmek için bir bahane aranıyordu. Yaşanan olaylardan sonra bir şekilde Sparta’ya geri getirilen Helen, istenmeyen kadın olarak Rodos’a sığınmak zorunda kalır. Altın saçlı ve zümrüt gözlü güzel Helen, muhtemelen onu çekemeyen birileri tarafından öldürülür. Paris ise ünlü “Truva Atı”ndan çıkarak şehire giren Yunan savaşçıları arasında bulunan Herakles’in okundaki zehirden hayatını kaybeder. Koskoca Truva’yı yıkan bir aşk hikayesi ve satır aralarına gizlenmiş hırslar, entrikalar, kıskançlıklar… Bir de ünlü Yunanlı kahraman “Achilles”’i unutmamalı ama onun derdi farklıydı, o “tarihe adını yazdırmak” istiyordu, yazdırdı da, nasıl bir hırssa bu artık :) 


 
Paris’in çocukluğu oldukça ilginç geçmiş. Ona hamile olan annesi tuhaf bir rüya görür ve kahin bu rüyayı iyiye yormayarak, Truva’nın yıkılışı şeklinde yorumlar. Bunun üzerine bebeğin ölmesi gerektiğini düşünerek, onu “İda Dağı”na bırakırlar. Bebeği bulan bir çoban onu büyütür. Kimi kaynaklarda Paris’i dişi bir ayının beslediği de yazar. Her karışı öykülerle dolu olan Kaz Dağları’nın, kadim tarihteki adı İda Dağı olarak bilinir… 
 
Tarihte en büyük savaşlara sahne olan ilimiz Çanakkale’nin sessizliği, sanki her dönem daha da artan “çığlık” sesleri ile dolu. Truva’nın 9 farklı dönemde topluluklara ev sahipliği yapan, 9 katmanlı bir merkez olduğu ortaya çıkmış. M.Ö.15-12 yüzyıla ait olan 6. tabaka ise Truva dönemini kapsıyor. M.Ö 3000-2500 yıllarında Tunç Çağı ile başlayıp, M.Ö 85-M.S 8. yüzyılda Roma dönemi ile sona eriyor bu topraklardaki büyülü yaşamlar. M.S 330’da o dönemin adıyla Konstantinopolis olan “Istanbul” başkent ilan edilince, antik kent önemini yitirmeye başlıyor. Şehrin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınma tarihi 1998.


 
Anadolu Uygarlığı’nın bir parçası olmakla birlikte, Türklerin kökeni Truva’ya dayanıyor diyenler de var, bunu iddia etmek fantazidir diyenler de. Türk kökeni Truva’ya dayansa da, dayanmasa da, topluluğun Anadolu’dan geldiği konusunda tarihçiler hemfikir. Daha derinlere inersek Romalılarla akraba çıkıyoruz, bu konuyu burada kapatalım en iyisi :)
 
Rüzgarı her daim sert ama “sessiz” esen Çanakkale, Kaz Dağları’na yakınlığı sebebiyle kadim tarihlerden beri cazip bir yerleşim yeri olarak görülmüş. Alp Dağları'ndan sonra dünyanın en temiz ikinci havasına sahipmiş Kaz Dağları. Etekleri Mıhlı Çayı ile süslenmiş, ilkbahar ve sonbahar vedalarının her yıl duygusal bir finalle sahnelendiği şifa cenneti. Mıhlı Çayı üzerinde taştan yapılmış bir köprü var ki, su üzerine düşen yansımasında yörenin efsaneleşmiş mitolojik hikayeleri bir anda canlanıveriyor. Yunan tanrıçaları Afrodit, Hera ve Athena arasında dünyanın ilk güzellik yarışması olarak adlandırılan ve Truva’nın yıkımına kadar süregelen anlara tanık oluyorsunuz. Bunun dışında Sarıkız Efsanesi ile Hasan’ın Emine’ye olan aşkını anlatan Hasan Boğuldu Efsanesi de Kaz Dağları’nda geçiyor.
 
Kaz Dağları çoğunlukla Küçükkuyu (Çanakkale – Ayvacık) ve Edremit (Balıkesir) arasını kaplıyor. Sözünü ettiğimiz Ceneviz Köprüsü (diğer adı Başdeğirmen Köprüsü) de Küçükkuyu güzergahında, Altınoluk’tan 5km ileride tüm gizemi ve anılarıyla hala ayakta duruyor. Belki Romalılar döneminden, belki de daha eski uygarlıklardan günümüze kadar gelmiş, yapım tarihi bilinmiyor.


 
Yunan Tanrısı Zeus’un Truva savaşını, Küçükkuyu’nun en güzel köylerinden biri olan Adatepe’de bulunan tarihi Zeus Altarı’ndan (sunak) izlediği anlatılır İlyada Destanı’nda. Mitolojide Afrodit ile Hermes ve Paris ile Helen’in aşklarına tanık olmuş buralar. Tüm Edremit Körfezi ayaklar altında. Dede Tepe de diyorlar. Yanında ise Çanakkale Savaşları’na katılan Erdem Dede’nin yatırı bulunuyor. Adatepe köyünde yerleşim antik çağlarda başlamış. Selçuklulardan sonra Rumların da gelmesi ile karma bir nüfus hayat bulmuş günümüze kadar. Birçok topluluğun izlerini taşıyor. Betonlaşmanın önüne geçebilmek ve köy evlerinin taş dokusunu korumak için, Adatepe 1989 yılında SIT alanına dönüştürülmüş. Çanakkale merkezine 105 km uzaklıkta sadece. Yeşilliği ve zeytinyağını seviyorsanız, Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde sahil kısmında kalan Küçükkuyu Limanı da tam size göre.
 
Mıhlı Çayı’ndaki “Ceneviz Köprüsü” üzerine oturup, rüzgarın kulağınıza fısıldayacağı hikayeleri dinlemeden dönmeyin… Muhtemelen Cicero’nun şu ünlü sözü ile başlayacaktır ; Savaşta yasalar susar…

 
HAZIRLAYAN ve DERLEYEN :
Serap Caymaz : https://www.facebook.com/serapc 
Samet Güler : https://www.facebook.com/SametGulerPhotoSensia
 
GEZ KEYFİM GEZ Sosyal Medya
 
PHOTOSENSIA Sosyal Medya