Gez Keyfim Gez © 2018

ESARET ALTINDAKİ "ASİL" HİKAYELER; VENEDİK ve VERONA.


Günümüzde Avrupa’nın en zengin bölgelerinden biri “VENETO”dur. İtalya’nın kuzeydoğusunda bulunan bölge, Türkiye topraklarına kadar uzanan oldukça köklü bir geçmişe sahip. Buradaki yerleşimin bugün Kastamonu, Sinop, Bartın, Çankırı, Karabük, Çorum, Bolu, Zonguldak ve Samsun illerini kapsayan, tarihte “Paflagonya” diye anılan topraklarda yaşayan insanların, Pers İmparatorluğu’nun M.Ö. 4. yüzyılda bölgeyi ele geçirmesi sonucunda yaşanan göçleri ile başladığı varsayılıyor. Kendine ait dili ve kültürü olan dindar bir halk şeklinde tarif edilmiş yazılı kaynaklarda. Kimi kaynaklar ise, bu göçmenlerin halihazırda o bölgede yaşayan yerli Veneti halkına karıştıklarını iddia ediyor. Geçtiğimiz yıl Kastamonu'nun Daday ilçesinde yapılan kazı çalışmalarında ilk kez Paflagonya dönemine ait bir mezar odası bulundu. Göç sebebi elbette ki istilalar. Truva prensi Aeneas'ın ikiz torunlarının M.Ö. 8. yüzyılda kurduğuna inanılan ve Avrupa'nın ilk gelişmiş uygarlıklarından biri olan “Antik Romalılar”ın gücü artınca, M.Ö. 2.yüzyılda bu imparatorluğun egemenliğine geçmiş Venetiler. Romalıların her alandaki gelişimlerinden olumlu anlamda etkilenmişler. Antik Roma İmparatorluğu, içinde Hunların da olduğu birçok topluluğun akınına uğrayıp, M.S. 476 yılında çökünce, bölge halkı yakın çevrelere göç etmiş. Daha önce ikiye bölünmüş “Roma”nın batı tarafı yıkılınca, doğuya hakim olan kısmı, yani Doğu Roma İmparatorluğu, diğer adıyla “Bizans İmparatorluğu”, 1453 “İstanbul Fethi”ne kadar ayakta kalabilmiş. Yönetim merkezi ise Roma şehrinden, bugünkü İstanbul şehrine, yani “Yeni Roma”ya kaymış.  Bu tarih aynı zamanda Ortaçağ döneminin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Venedik ve Verona bu göç merkezlerindenmiş. Bu göçten sonra özellikle Venedik, M.S. 7. yüzyılda bağımsızlığını ilan ederek, 18.yüzyıla kadar Akdeniz’in ticaret ve sanat merkezi olarak hüküm sürmüş. Göç ederken yanında götürdükleri mirası, uygarlık seviyesine yükselmiş Antik Roma’dan devralınca, bu gelişmeye şaşırmıyor insan. Hatta “en huzurlu yer” anlamına gelen “la serenissima” denirmiş Venedik için.
 
 
Avrupa’da sesini yükseltmeye başlayan diğer imparatorluklar, bu bölgenin refahına göz dikmişler elbette. 1866 yılında İtalya Krallığı (1861-1946), Veneto bölgesini himayesi altına almış. 1.Dünya Savaşı (1914-1918) çıktığında ise, tarihte Habsburg Hanedanı olarak da bilinen Avusturya Hanedanı ile İtalyanlar arasında çok kanlı çatışmalar yaşanmış. İtalyanlar, Avusturyalılar ve Fransızlar tarafından bir türlü paylaşılamayan bölge olmuş yıllarca. 2.Dünya Savaşı’nda (1939-1945) devam eden kayıplar, Veneto’nun iyice fakirleşmesine neden olmuş ve birçok gelişmeden geri kalmışlar. Son olarak da İtalya'nın 1948 Anayasası ile kısmi de olsa özerk yönetime geçebilmişler.
 
Tarih boyunca maruz kalınan saldırılardan, halkı kırıp geçiren virüs salgınlarından ve “yakın tarih” savaşlarından sonra iyice gücünü kaybeden Veneto bölgesi, 1960’lı yıllarda yeniden hayata dönmeye başlamış. Kaynaklara “çalışkan ve yetenekli insanlar” olarak geçen “Veneti”lerin azmi sayesinde bölge, günümüzde Avrupa’nın en zenginleri arasında sayılıyor. 40 yıl gibi kısa bir zamanda birçok sektörde üretim endüstrisi ve turizmdeki başarılı girişimleri ile ayağa kalkmayı başarmışlar. Üstelik Alp Dağları ve Adriyatik Denizi arasında uzanıyor olması, Veneto’ya bağlı şehirler olan Venedik, Belluno, Padua, Rovigo, Treviso, Verona ve Vicenza'nın değerini daha da arttırmış. (Alp Dağları’nın dili olsa da konuşsa. Dolomit zirvelerinde bile savaş izleri var.)
 
 
Veneto, “Dolomit” dağ manzaralarının üçte ikisine sahip. Günümüzde doğa turizmi açısından en çok ziyaret edilen beldelerden.  Yılda milyonlarca turist ağırlıyorlar. Ne yazık ki hala tam bağımsız değiller ve yeniden “ulus”, yani “Veneti” olmak için uğraşıyorlar. En çok kar getiren bölge olarak yüksek vergiler altında ezilmeyi kim ister ki? Halkın bir kısmı kendini İtalyan ve Avrupalı, bir kısmı da “Veneti” olarak görüyor. Yeni nesil eski Veneto dilini ve kültürünü yaşatmak istemiyor. Bu kültürün gelişmeye açık olmadığını düşünüyorlar belki de. Oysa Romalılardan miras aldıkları “sanatsal yetiler”, aslında öyle olmadığını gösteriyor. Özellikle tarihi anıtların estetiğine bakınca.
 
Biz bu yazımızda Veneto bölgesi dahilinde bulunan ve gezip fotoğrafladığımız VENEDİK ile VERONA şehirlerini derledik sizler için. Biri Veneto bölgesinin endüstri merkezi, diğeri ise turistik merkezi. Zamanımız kalmadığı için göremedik ama yakın çevrede bulunan ve adına festivaller düzenlenen “Türk Köyü” Moena ile rönesans döneminin yaşayan “yıldız” şehri Palmanova’yı da görmenizi öneriyoruz :)
 
ÖZGÜRLÜĞÜN ŞEHRİ; VENEDİK…
 
 
Venedik, Veneto bölgesinin başkenti. Verona gibi Kuzeydoğu İtalya’da bulunuyor. Birbirinden su kanallarıyla ayrılarak, köprülerle bağlanmış ve 118 adacık üzerine kurularak,“Venedik Lagünü” bataklığında, Po ve Piave nehirlerinin arasına konumlanmış. Adını burada yaşayan Veneti halkından alıyor. Antik Roma İmparatorluğu'nun M.S. 476’da yıkılması ile birlikte baş gösteren istilalar, Venetilerin Venedik tarafına kaçmasına neden olmuş ve Venedik bu şekilde doğmuş. Dünyada “Adriyatiğin Kraliçesi”, “Sular Şehri”, “Maskelerin Şehri”, “Yüzen Şehir”, “Vivaldi’nin Şehri” gibi isimlerle anılıyor.
 
 
Ortaçağ döneminde Bizans kültüründen, yani Antik Roma İmparatorluğu’nun devamı niteliğindeki Doğu Roma İmparatorluğu’ndan etkilenen kent, 7. yüzyılda bağımsızlığını ilan etmiş. O zamanlar büyük bir deniz filosu kurmuş ve kısa zamanda çok zenginleşmiş. Akdeniz’in ticari merkeziymiş. Sadece ticari değil, savaşlarda da büyük kazanımları olmuş. 1204 yılında 4.Haçlı Seferi’ne öncülük ederek, o dönemlerde Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti olan “İstanbul”u da dahil edip, Girit’i egemenliğine katması bu kazanımlarından sadece biri. Ticari ve sanatsal etkisi, 17.yüzyıla kadar devam etmiş. Venedik’in en bilinen sembollerinden biri kuşkusuz “San Marco” meydanında bulunan dört bronz at heykelinden oluşan, “Mahşerin Dört Atlısı” adlı anıtı. Bu heykeller, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde, şimdiki Istanbul şehrinin hipodromundan, yani Sultanahmet Meydanı’ndan alınarak, Venedik’e getirilmiş. Asılları şu anda koruma altında. San Marco Bazilika’sı üzerinde kopyaları sergileniyor. (San Marco, dört İncil kitabının yazarlarındandır ve bu bazilika, onun kemiklerini muhafaza etmek üzere, 11.yüzyılda inşa edilmiştir.)
 
 
Batı ile Doğu’nun köprüsü olan Venedik Cumhuriyeti, 16.yüzyılda Amerika kıtasının ve Hindistan deniz yolunun keşfi sonucunda zayıflamaya başlamış. Dünyanın ticaret rotası, Kristof Kolomb’un “yeni dünya” keşfi ve Osmanlıların güçlenmesiyle değişmiş. İspanyollar adına keşifler yapan Kristof Kolomb, Venedikli kaşif Marco Polo’nun ölümünden 127 yıl sonra doğmuş. İnsan sormadan edemiyor; dünyanın kalbi Venedik’te atarken, Venedik Cumhuriyeti bir Marco Polo daha yetiştirememiş mi :) Ya da zenginliğin rehavetine mi kapılmış acaba? Bilmiyoruz… Tarihten okuduğumuz kadarıyla Portekizliler, İspanyollar ve İngilizler kaşif (belki de sömürgeci demek daha doğru olur) yetiştirme konusunda oldukça başarılıymış.
 
15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet’in önderliğindeki Osmanlılar Balkanlar’da ilerleyince, Venediklilerle burun buruna gelmişler. 1463-1478 yılları arasında yaşanan Osmanlı-Venedik Savaşı, Osmanlıların üstünlüğü ile sona ermiş. Hatta dönemin padişahı Fatih Sultan Mehmet’in ilk portresini, bu barış antlaşmasından sonra Venedikli ressam Gentile Bellini çizmiş. Fatih’in kurduğu bu barış dönemi, ölümünden sonra bozulmuş ve Osmanlı-Venedik Savaşları yeniden başlamış. 16.yüzyılda Kanuni’nin döneminde ünlü denizci Barbaros Hayrettin Paşa ile zirve yapan Osmanlı gücü, bazı Avrupa ülkeleri birleşince, 17.yüzyılda verilen kayıplarla zayıflamaya başlamış. 1718 yılında ise Pasarofça Antlaşması ile bu savaşlar son bulmuş. Bu tarih aynı zamanda “Lale Devri”nin başladığı zamandır, yani Osmanlı için “zevk, sefa ve reform” zamanının.
 
Birçok insan Venedik’i İtalya ile özdeşleştirir. Ancak tarihini okuyunca tamamen farklı bir halk olduğunu anlıyorsunuz. Onlar aslında İtalyan değil, Venedikliler. Veneto bölgesine özgü bir roman dili olan Venedikçe konuşurlar.
 

Venedik her yıl on gün süren "maske festivali" ile anılan şehirdir aynı zamanda. “Halk Festivali” olarak çıkış zamanının 900 yıl öncesine dayandığı söyleniyor. Bu festivalde asiller, yani zenginler hizmetkar kılığına, hizmetkarlar ise asiller kılığına bürünürmüş süslü maskeler takıp. İnsanlar alışık oldukları yaşam tarzlarını birkaç günlüğüne terk ederlermiş. Maske “özgürlüğün” sembolüymüş. Toplumdaki hiyerarşik farklılığın ortadan kalktığı, teatral bir gösteri de denebilir. Kilise baskısına rağmen bu "özgürlük" festivali, Venedik var olduğundan beri düzenlenirmiş. Suistimaller başlayıp, eğlencenin ve özgürlüğün sınırları aşıldığında, toplumsal sorunlar baş göstermiş haliyle ve 1339 yılında yasaklanmış. Yasağı dinlemeyenler, yasağı delmenin yollarını bulmuş. 18. yüzyılda Venedik’i ele geçiren Napoleon, festivali tamamen kaldırmış. Festival, 1980 yılı itibariyle bölgeye turist çekmek için “teatral” gösterilerle yeniden hayat bulmuş. Her yıl Ocak ve Şubat aylarında düzenlenen etkinlik, hava buz gibi de olsa, binlerce turist çekiyor:) Çok başarılı bir pazarlama taktiği, öyle değil mi?
 
 
Venedik, dünyada en çok ziyaret edilen turistik bölgelerden biri günümüzde. Şehri ikiye bölen Büyük Kanal’daki gondol ve tekne gezintileri, sayısı 400’ü bulan tarihi köprüleri, sarayları, anıtları, bazilikası, hediyelik eşya dükkanları, renkli evleri ve havada asılı kalan rutubet kokusuyla, görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Şehrin bir zamanlar “halk” tarafından kurulmuş olması en önemli özelliklerinden. Özgürlük belki de bu yüzden Venedik'e çok "yakışıyor". Tüm Avrupa’nın baskı altında yaşadığı dönemlerde, özgürlüğün yüzyıllarca kol gezdiği yegane şehir. İtalya 50’den fazla yeriyle UNESCO Listesi’nde yer alıyor ve Venedik başı çekiyor. Tarihi köprüleri olağanüstü. Görmeden önce özellikle Rialto, Accademia, Tette ve Sospiri köprülerinin hikayelerini internetten mutlaka okuyun. San Marco adası şehrin en büyük adası ama Murano ve Burano adalarına da hayran kalacaksınız :) Venedik her şekilde fotoğraf veriyor. 3 gün kalıp, karış karış gezilip, bol fotoğrafla dönülebilir. Bu arada fotoğrafçılar gün doğumu veya gün batımını en çok Accademia Köprüsü üzerinden Büyük Kanal’da ve San Marco meydanındaki gondollarda çekmeyi seviyorlar. Sokak araları ise sokak fotoğrafçıları için birer cennet.
 
 
Bu eşsiz şehir ne yazık ki “sular altında kalma” tehlikesi ile karşı karşıya. Küresel iklim değişikliği, lagünde yer alması ve su kanallarıyla çevrili olması sebebiyle en çok etkilenecek şehirlerden. Uzmanlara göre bu durum Adriyatik Denizi’nin kıyısında bulunan diğer beldeleri de etkileyecek...
 
SOYLULARIN ŞEHRİ; VERONA...
 
 
Verona da Veneto bölgesinde, Venedik gibi İtalya'nın kuzeydoğusunda yer alan şehirlerden biri. Antik Romalılar döneminde Venedik Cumhuriyeti’ne dahil olana kadar söz sahibiymiş. Roma yönetimi oldukça değer veriyor ve imtiyazlı davranıyormuş Verona’ya. Romalılar’ın egemenliğine geçtikten sonra çok zenginleşen Verona’nın soylu aileleri, şehri daha da geliştirmişler sonrasında. Hatta Venedik şehri hariç, neredeyse tüm Veneto bölgesini yönetir duruma gelmişler. Verona güç kaybedince Venedik Cumhuriyeti’ne bağlanmış. Napoleon ile Avusturyalılar ortaya çıkınca da, tamamen önemini yitirmiş bu soylu şehir. Venedik Cumhuriyeti’nin başına gelen, Verona’nın da başına gelmiş haliyle. Bir dizi bağımsızlık savaşlarından sonra, 1866 yılında İtalya Krallığı’na bağlanmış Venedik’le birlikte.
 
 
Kuzey İtalya ve Avrupa'yı bağlayan ana yollara sahip stratejik konumu sebebiyle, savaşlarda arada kalan şehir olmuş ve çok zarar görmüş. 2. Dünya Savaşı kaybedenlerinden olan Almanlar, Adige Nehri'ndeki köprüleri imha ederek, şehrin yarısını tarihe gömmüşler. Biz eskiye uyarlanan yeni halini görebiliyoruz. Ustaca restore edilen bu şehir, kültür ve sanat kokan her detayıyla eşsiz bir cazibeye sahip. Zamanında Avrupa'ya yön veren en önemli merkezlerdenmiş. "İtalyan Kapısı" diyenler de var. Kuzeyden gelen İtalyanların kurduğu ilk şehir olduğu belirtiliyor. Venedik Cumhuriyeti’nin hakimiyetine girmiş olsa da, tarihi eserlerin çoğu Venedik Cumhuriyeti öncesinden kalma, yani Romalılar’ın ve Verona’nın yönetici konumundaki soylu ailelerin imzasını taşıyorlar.
 
Köklü geçmişlere sahip her şehrin mutlaka hikayesi oluyor. Kimi efsane diye anlatılır, kimi gerçek diye. Venedik gibi UNESCO Dünya Mirasları listesinde yer alan Verona, bu şehirlerden biri. İngiliz edebiyatçı Shakespeare'in ünlü klasik oyunu "Romeo ve Juliet" e ilham kaynağı olmuş. 16. yüzyılın sonlarında yazıldığı ve sahnelendiği yazıyor kaynaklarda. Konusu da kendi gibi "klasik" aslında, kavuşulamayan ve ölümle sonuçlanan bir aşk hikayesi. İki düşman ailenin birbirlerine aşık iki gencini konu ediyor. Hikaye gerçek mi bilmiyoruz ama Verona'da bulunan "Juliet'in Balkonlu Evi" her yıl binlerce turist çekiyor :)
 
Şehir, Adige nehri, taş köprüleri, arnavut kaldırımlı yolları, tarihi yapıları, anıtları, sanat festivalleri, arenası, evlerinin rengi ve meydanlarıyla göz dolduruyor. Nehir şehri ikiye bölmüş. Pietra Köprüsü, iki yakayı birleştiren en güzel taş köprülerden biri. 2. Dünya Savaşı’nda imha etmişler. Biz restore edilmiş halini görebiliyoruz. San Pietro Kalesi ise Verona şehrini Adige nehri ile birlikte aynı kadrajda görmenizi sağlayan, yüksek bir tepede yer alıyor. Bu tepeye çıktığınızda, özellikle gün batımı saatinde “fotoğrafçı” kalabalığının arasından sıyrılabilirseniz, harika panoramik fotoğraflar elde edebiliyorsunuz. Şehirde yürümek ve bisiklet kullanmak bir alışkanlık. Herkes yürüyor ve bisikletle ulaşımını sağlıyor.
 
 
Neden “Romeo ve Jüliet”i pazarlama aracı olarak seçmişler bilmiyoruz. Jüliet'in evine, daha doğrusu müzesine kalabalıktan girilmiyor. Uzakdoğulular basmış burayı da. Her yerden çıkıyorlar :) Venedik ile Verona’yı kıyaslayınca, Venedik’in anlatacak daha çok şeyi olduğunu anlıyoruz. Ziyaretçi çekmek için “hikayelere” ihtiyacı var turistik şehirlerin. Verona’nın bir zamanlar çok zengin soyluların yaşadığı bir şehir olduğu aşikar. Hal bu olunca geriye aşktan başka dert kalmıyor galiba :)
 
Verona, Veneto bölgesinin Venedik'ten sonra en çok turist çeken şehri. Görülmeye değer diğer yerlere yakınlığı nedeniyle de tercih ediliyor. İtalya’nın en büyük gölü Garda, Floransa, Milano, Venedik, Bolonya, Siena, Ferrara bunlardan sadece birkaçı. Verona’ya Milano’dan 2 saat, Venedik’ten 1,5 saat ve Bolonya’dan 50 dakikada ulaşılabiliyor. Veneto bölgesinin havalimanları Venedik, Treviso ve Verona’da. Siz gitmeye karar verdiğinizde en iyisi araç kiralayın ve zamanınızı kendiniz yönetin...