Gez Keyfim Gez © 2018

BİR SALYANGOZ ATASÖZÜ DER Kİ; YAVAŞLA VE HAYATIN TADINI ÇIKAR !


Göl uyuyakalmıştı. Dağlardan sinsice istilaya koşan atlılar gibi dört bir yandan inen sislerden midir bilinmez, üzerine çöken rehavet bir türlü kalkmıyordu. Gökyüzü en derin mavisiyle belirdi. Çiçekler en canlı renklerini umuda kurban etmek üzere çeki düzen vermeye başladılar yapraklarına. Güneş, karabaş martılarının gagasına temas edip, renginden çalıyor, bulutların arkasına saklıyordu. Akşam vakti geldiğinde turuncuya çalacaktı rengi, şimdiden buna niyetleniyordu. Geceden kalma rutubet kokusuna çiçek kokuları karışmaya başlamıştı. Bir peri, içine saklandığı kitabın tozuna inat olsun diye, mitolojik hikayesinden kaçıp, arpını çalıyordu gölün karşı kıyısında hala. Mağaradan inerken yolunu aydınlatan lambasının ışığı titriyordu. Gitmeden bembeyaz geceliğini hediye edecekti yanından hiç ayrılmayan karabaş martısına. Bu anın büyüsünü bozmak isteyen huysuz horoz ötecek, diğer karabaş martıları gizli mağara girişinin önünde siper olup, perinin kaçmasına yardım edecekti birazdan. Bugün de “insanlar” için gün doğacak, “masal” kahramanları için batacaktı…
 
 
(Fotoğraflar internetten alınmıştır.)
 
Buna benzer hayallemeleri şehirli insanların yapabilmesi çok zor. Yapamadıklarından değil, zihinlerinin doluluğundan, günlük telaşlarından, yorgunluklarından ve bilumum zorluklardan kaynaklanıyor aslında. “Hız ile telaş” en büyük düşmanlarından zihnimizin. Üretemiyoruz. Canlı gülümsemeleri, esprileri, endişeleri, mizahları emojilere hapsettik ve adına sosyalleşme dedik. Her şeye “hız” bulaştı, virüs gibi. Hızlı yemek (fast-food), hızlı alışveriş (AVM), hızlı iletişim (özensiz ve bir dolu imla hatası ile), bir yerlere yetişme telaşı… Hayatımızın her alanında hıza esir düşmüş durumdayız. Üstüne üstlük hızlı betonlaşma ve ağaçsızlık, “yalnızlık” gibi ağır ağır çöküyor büyük şehirlerin üzerine.

Neyse ki buna “dur” demek isteyen bazı insanlar var ve adımlarımızı nasıl yavaşlatabileceğimizin ip uçlarını veriyorlar bize. 1999 yılında “Cittaslow (sakin şehir)” projesiyle Chianti’nin (İtalya) eski belediye başkanı Paolo Saturnini bu fikri destekleyen dört belediye başkanı ile birleşerek, uluslararası bir hareket başlattı. Felsefesinde, yaşamı, ondan keyif alacak “hızda” yaşamak yatıyor. Bu alternatif kent tasarımında iletişim ve sosyallik “eskiye dönüş” gibi algılansa da, insanın yapay değil, “doğal” ihtiyacını karşılamayı barındırıyor özünde. “Cittaslow” çıkış hedefini kısaca şöyle anlatıyor; “İnsanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentlerin gerçekçi bir alternatif olacağı hedefiyle yola çıkmıştır.” Yaşam kalitesini arttırmak için farklı bir kalkınma modeli sunuyorlar. Günümüzde birçok ülkede üyesi mevcut ve bu ülkeler arasında Türkiye de var. Aslında 1980 yılında fast-food kültürüne karşı çıkan “slow food” girişimi ile başlayan “sağlıklı ve yerel yemek” konseptinin kent yaşamına uyarlanmış hali “Cittaslow”. Bizim dilimizde “sakin şehir” olarak çevrilmiş. Dünyadaki ilk sakin şehir Chianti (İtalya), Türkiye’deki ilk üyesi ise Seferihisar Belediyesi’dir.
 
 
(Fotoğraflar internetten alınmıştır.)
 
Üye olabilmek elbette bazı kriterlere bağlı. Uluslararası Bilim Komitesi’nin üyelik şartı için belirlediği 70 kriteri karşılamak gerekiyor şimdilik. Örneğin kent nüfusu 50.000’den az olmalı. Hatta belediyeler bu felsefeye uygun yaratıcı projeler üretmek ve sunmak zorundalar. Çevre bilinci, enerji tasarrufu, görsellik, biyoçeşitlilik, bisiklet yolları, ekoturizm, mimari görünüm, sağlık hizmetleri, kirlilik yaratmayan taşıma araçları, sosyal yeşil alanlar, yerel ürünlerin üretilmesi ve markalaşması, GDO’nun kullanılmaması, doğal alışveriş alanları ve pazarlar, tarihin ve kültür varlıklarının korunması gibi öncelikli konular, projelerin temel çatısını oluşturuyor.
 
“Cittaslow”un sembolü bir salyangoz, “yavaşla ve hayatın tadını çıkar” diyor kısaca bize :)
 
Şimdiye kadar üyeliğe hak kazanmış ilçelerimiz şöyle sıralanıyor;
 
Akyaka (Muğla)
Eğirdir (Isparta)
Gerze (Sinop)
Gökçeada (Çanakkale)
Halfeti (Şanlıurfa)
Perşembe (Ordu)
Şavşat (Artvin)
Seferihisar (İzmir)
Taraklı (Sakarya)
Uzundere (Erzurum)
Vize (Kırklareli)
Yalvaç (Isparta)
Yenipazar (Aydın)
Göynük (Bolu) - Aday
 
Giderek birbirine benzemeye başlayan şehirlerin kendilerine özgü karakterleri ne yazık ki kayboluyor. Bu hareket sayesinde kriterlere uygun olan yerlerde bunun önüne geçilebilir. Bu farklılıkların turizme olan katkısı da yadsınamaz elbette. Bu sayının ülkemizde artmasını ve devlet tarafından da desteklenmesini tüm kalbimizle diliyoruz :)
 
Türkiye’de, Cittaslow Türkiye Ağı Sekretaryası ve Koordinatörlüğü’nün yürüttüğü bu oluşum hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz resmi web sitelerine göz atabilirsiniz : http://cittaslowturkiye.org/#slayt
 
Güneş bulutların arkasına gizlediği “turuncu” renkleri gün batımına hazırlamaya koyuluyor. Yeni masal kahramanlarıyla, yeni bir günün hayalini kurma zamanı yaklaşıyor… 
 
Kapak fotoğrafı için Pınar Kamiloğlu'na teşekkür ediyoruz :)