Gez Keyfim Gez © 2018

2007 yılının “Güzellik Kraliçesi”; Gelidonya.


Akdeniz’in antik bölgeleri arasında yer alan “Likya Yolu”, Teke Yarımadası olarak bilinen Antalya-Fethiye körfezleri arasındaki Akdeniz’e uzanan yarımadada. Likya, M.Ö. 545 yılı itibariyle Perslerin himayesinde olmuş fakat M.Ö. 334 yılında Makedonyalı Büyük İskender’in İstanbul Boğazı’nı geçip Anadolu’ya ayak basması ile İskender’in egemenliğine geçmiş. M.Ö. 309 yılında İskender’in ölmesi ile Mısır hakimiyeti altına giren Likya, zamanla kendi dilini unutup, Grek dili ile varlığını sürdürmüş. M.Ö. 197-167 yıllarında Suriye yönetiminde olan bölge, Roma İmparatorluğu ile özgürlüğüne kavuşup, günlerine refah dolu bir yaşamla uyanmış. Tunç Çağı ile başlayan deniz ticareti, Roma ve Bizans dönemlerine kadar sürmüş. Kalıntıların çoğu Roma ve Bizans dönemlerine ait. Tarih, Likya insanını, çalışkan, sanatçı ruhlu, demokratik ve savaşçı kimseler olarak tariflemiş. Himayesine girdikleri her imparatorluğa uyum göstermişler. 10.yüzyılda Likya ve Akdeniz bölgesi Bizanslıların hakimiyetinde iken, 1155’den sonra Selçukluların eline geçmiş ve 1204 yılı itibariyle Türk topraklarına katılmış.


 
Günümüzde Fethiye Ölüdeniz’den başlayarak, Antalya Havaalanı yakınlarına kadar uzanan Teke Yarımadası’ndaki patikalar, diğer adıyla “Likya Yolu”, harita haline getirilmiş ve 500km’yi aşan bir yürüyüş yolu belirlenmiş. Yolu yürüyerek katetmek yaklaşık bir ay sürüyormuş. 1992 yılında hazırlanmaya başlayan yol, 1999 yılında İngiliz/Türk amatör tarihçi Kate Clow tarafından Garanti Bankası’nın sponsorluğunda hizmete açılmış. Kate, 1996 yılında Türk vatandaşlığına geçerek, Kardelen Karlı ismini almış. Türkiye’nin ilk uzun mesafeli yürüyüş rotasını kazandırdığı için ona borçluyuz. Dünyanın en iyi 10 uzun mesafe yürüyüş parkurlarından da biridir bu 3000 yıllık yol. Her antik şehrimizin veya yerlerin keşfedilişinde yabancıların parmağı var, minnettarız elbette ama keşke bu konuda daha “yerel” olabilsek. Kate Clow sadece Likya Yolu’nu açmakla kalmamış, yaşına rağmen, 2004 yılında ikinci büyük rota olan Aziz Paul Yolunu, 2008’de Kaçkar Yolu’nu ve 2011 yılında Evliya Çelebi Yolu’nu kazandırmış kültür turizmine. Bu konuda yazdığı kitaplar da mevcut. Düşünemeden edemiyor insan, bu kadar antik değerin sahip olduğu bir ülke Avrupa’da olsaydı, herhalde en önemli geçim kaynakları kültür turizmi olurdu. Biz neden gerisinden geliyoruz bu bilincin bilemiyoruz ve üzülüyoruz. Neyseki günümüzde yapılan sempozyumlarla bu konuda ilerleme kaydediliyor...


 
Ve Gelidonya…

Likya tarihinin kalbinden geçen Gelidonya Feneri, bulunduğu konum itibariyle 2007 yılında Türkiye’nin en güzel manzarasına sahip mekan olarak tarihteki yerini aldı. Biz de ona 2007 yılının “Güzellik Kraliçesi” demeyi uygun gördük :) Likya Yolu üzerindeki yürüyüş parkurlarından biri olan “Karaöz-Adrasan” yolu, bu feneri içine alarak, ziyaretçilerine 5 Adalar manzarası eşliğinde eşsiz bir görsel şölen sunuyor. Likya Uygarlığı ve denizcilik tarihinde önemli bir mihenk taşı bu adalar. Gelidonya’ya Kırlangıç Burnu Feneri veya Taşlık Burnu Feneri diyenler de var ama “Gelidonya” kulağa daha havalı ve mistik geliyor :) Antik dönemde çok fazla geminin sürüklenerek batmasının sebebi, buradaki ters akıntılardan kaynaklanmış. Antalya körfezinin denizciler için en tehlikeli bölümü burasıymış. 1960 yılında M.Ö.15.yüzyıla ait gemi kalıntıları bulunmuş bu bölgede. Bodrum Sualtı Müzesi’nde sergileniyor. 1936 yılında hizmete açılan Gelidonya Feneri, Türkiye’nin en yükseğe inşa edilmiş feneri olma özelliğini taşıyor.


 
Fenere ulaşmanın en kolay yolu, Antalya-Kumluca Karayolu’ndan Adrasan’a oradan da Karaöz sahiline inmek. Sahilden Korsan Koyu ve Gelidonya Feneri tabelasını takip edince bir noktaya kadar araçla gidilebiliyor ama sonrasında orman içine ilerleyen patika yoldan 2km kadar yürümeniz gerekiyor. Fenerin olduğu bölgeye tırmandığınızda burnunuza gelen adaçayı, kekik, ıhlamur ve çam kokuları yürüyüşünüzü daha da keyifli hale getiriyor. Fenere ulaştığınızda önünde bir çardak göreceksiniz. Bu çardak, 2004 yılında güneş tutulmasını izlemeye gelen Amerikalılar tarafından yaptırılmış. Gün batımını izlemeye veya fotoğraflamaya gelenler genellikle buraya çadır kuruyorlar. Samanyolunu fotoğraflamak isteyen fotoğrafçılar için eşsiz bir alternatif bu tepe. Yol boyunca yabancı turistlere ve motokrosçulara rastlıyorsunuz. O nedenle sabah erken gitmenizde yarar var. 


 
Dönüşte Korsan Koyu’nda eski adıyla Melanippe’de (Melanippe=Mitoloji kahramanlarından Poseidun’un sevgilisinin adı) soluklanmayı unutmayın. Adrasan bölgesi orman ve denizin buluştuğu birçok koya sahip olsa da, yöre insanının size tavsiye ettiği ilk yer Korsan Koyu. Antik dönemlerin önemli ticaret rotalarından burası. Hemen üzerinde ise antik kent “Melanippe” bulunuyor, ne yazık ki bu antik kentin kalıntılarını görebiliyoruz sadece. Antalya'ya kadar gitmişken Kurşunlu, Düden ve Karpuzkaldıran Şelaleleri ile Kaleiçi ve Konyaaltı'nı fotoğraflamadan dönmeyin :) En uygun mevsim Nisan ayı ve Eylül sonrası. 
 
Biz 07-09 Nisan’da gittik ve çok keyif aldık :) Önümüzdeki yıl planlarımızda olacak rotalardan biri yine. Bir de gün batımını deneyimleyelim Gelidonya'da :)

 

HAZIRLAYAN ve DERLEYEN :
Serap Caymaz : https://www.facebook.com/serapc 
Samet Güler : https://www.facebook.com/SametGulerPhotoSensia
 
GEZ KEYFİM GEZ Sosyal Medya
 
PHOTOSENSIA Sosyal Medya